rojava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rojava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2014 Pazartesi

Arin Mirkan'ın Işığı Yolumuzu Aydınlatıyor!


15 Eylül’den bu yana, yoğun saldırıların olduğu Kobane’de kadınlar devrimin öznesi olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde artan Kobane saldırılarında IŞİD’in güçlü ve teknik silahları karşısında yenilgiyi değil direnişi örgütleyen YPJ-YPG savaşçıları, her yöntemle devrimlerine sahip çıkıyorlar. Arin Mirkan da onlardan biri. 22 yaşında ve iki çocuk annesi olan Arin, devrimini ve topraklarını savunmak için ilk günden beri cephede. Tüm bu olumsuz koşullarda IŞİD çetelerine karşı kendi bedenini bombaya dönüştürerek ölümsüzleşti Arin. Bomba yaptığı bedeniyle tankların üzerine yürüdü ve 70’ten fazla IŞİD üyesini öldürdü. İşte bu yüzden Rojava sadece bir devrim değil, aynı zamanda “Kadın Devrimi”dir. Ve kadınlar ‘kendi’ devrimlerine bedenlerini ölümsüzleştirerek sahip çıkıyorlar. İşte bu yüzden Kobane düşmeyecek. Biz kazanacağız. Arin yoldaşın ışığı yolumuzu aydınlatmaya devam edecek !

6 Ekim 2014 Pazartesi

Kobane Umudun Savaşıdır

Kobane direnişini en iyi bir Nazi subayının mektubundaki şu satırlar anlatır: "Stalingrad'a ulaşmamıza 1 km var ama bir türlü bitmiyor..." Bitmeyecek çünkü Kobane sokak sokak, ev ev savaşa hazırlanıyor. Kadın erkek, genç yaşlı IŞİD'in zulmüne karşı direniyor. Bitmeyecek çünkü biz gözlerimizle gördük, kulaklarımızla duyduk. Dokunduk devrimin yüreklerine. O yürekler bize dedi ki "Savaşıyoruz ve savaşmaya da devam edeceğiz. Dünya birleşip üzerimize gelse de asla geri adım atmayacağız."

İstanbul'dan Suruç'a, ardından Kobane'ye doğru çıktığımız yolculuk bize en çok bunu öğretti. Eğer ki cephede başında kurşunla hâlâ savaşan bir komutan varsa, eğer gözleri kör bir ana elleri havada hiç susmadan "Biji YPG" sloganları atıyorsa, eğer çocukları sokaklar boyu dizilmiş, büyükler gibi karşılıyorsa devrimi, eğer Kobane kuşatma altındayken bile gülüşleri ile bize umut veriyorsa YPG-YPJ savaşçılarının, Kobane yenilmez biliyoruz. Kobane umut olur ancak bize. Geri dönüşlerimizde buruk da olsak devrime daha bir hasretle sarılmamızın nedeni olur.

Kobane'ye adım atınca, en önce o toprakların özgür olabilmesi için şehit düşenleri hatırlayıp, onun ağırlıyla sarsılıyorsun. Serkan Tosun'u, Şerwan'ı, Zin'i, Tolvin'i, nicesini anımsayıp saygını sevgini katlıyorsun. "Şu ayağı yalınayak çocuk yaşıyorsa Serkan sayesindedir belki" diyorsun. Öyle... Kobane'de devrim yaşıyorsa Onlar sayesinde.

Kobane'den çıkıp Suruç'a geri dönerken ise şaşırmıyoruz bu devletin zulmüne. Polislerinin gaz bombasına, askerlerinin tacizlerine, hakaretlerine... Yok "Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi" demiyorum. Tam tersi burası bizim! Türk burjuva devletinin sadece Kürdistan'da değil bu topraklarda da tek pozisyonu işgalciliktir, emperyalizmin beşikçiliğini yapmaktır. Kadın bedeni üzerindeki politikaları da bu işgalciliğe hizmet eder, eğitim politikaları da buna hizmet eder, savaş tezkereleri de buna hizmet eder. Tek derdi varsa AKP hükümetinin o da direnen halklarladır.

Gelin siz de ses verin devrimin sesine. Kobane'de iken hep sizi düşündüm. Gelemeyenleri... Kobane'ye gitmeli, o silahları ile özgürlüklerini savunan güzelim kadınları, güzelim erkekleri görmeli herkes. Devrime bir kez adım atınca Kobane oluyor çünkü her şey. Umut oluyor yani. Derdimiz umudu korumak, umudu yaymak. Yalınayaklı çocuklar için "jı bo ku zarok bıkın jiyan"*
*Çocuklar hayat bulsun diye-Marşa Rojava

Kobane İnsanlık Savaşı

Bir akşam yemeği sonrası bir telefon aldım: "Suruç'a gitmek ister misin?" Bir sosyalist olarak içimde dehşet bir heyecan başladı. Hiç Kürdistan'ı görmemiş, sadece yoldaşlarımdan dinlemiştim. Suruç Kobane'ye sınırı olan bir yerdi. Önce içimi bir tereddüt kapladı. Henüz ölümlere tanık olmamış, savaş görmemiştim. Daha sonra orayı düşündüm. Sürekli orada yaşayan kadınları, çocukları... Kobane'de savaşan kadın yoldaşlarımı... Elbette gitmeye karar verdim. Otobüsle çıktığımız o yol bir türlü bitmiyordu. Üç kez arama noktasından geçmiş ve sonunda Suruç'a gelmiştik. Bizi karşılayan parklarda yatan, Kobane'den gelen kadınlar ve çocuklardı. O çocuklar hem ürkek hem de inadına cesurdu. Yerlerinden, yurtlarından edilmiş insanlardı onlar. Eşlerini, kardeşlerini savaşta bırakan insanlardı. Oradan Mürtişpınar Sınır Kapısı'na gittiğimizde bile, ailelerini Suruç'a bırakan ve savaşmak için geri dönen genç kadın ve erkekler karşıladı. Biran önce topraklarından vahşi çeteleri kovmak için sınırdan geçmeye çalışan o genç insanların gözlerinde başka bir inanç vardı. Daha sonra bizi Suruç'ta Qop köyüne yerleştirdiler. Kaldığımız köy sınıra 300 m uzaklıktaydı ve karşımızdaki köy Işid denen çetelerindi. İlk defa tanklar görüp silah seslerine şahit oluyordum. Ölümle yaşamın bu kadar içiçe oluşu içimi ürpertiyordu. Köyde yaşayan yerli halk sabah uyandığında ilk önce köyün sınıra bakan tarafına gelip, karşıya bakıyorlardı. Orada savaşan kendi kızları, oğullarıydı çünkü. Yüzlerini yıkamaktan önce geliyordu Kobane'nin özgürlüğü. Orada kaldığımız günlerde T.C. askerinin Ypg köylerinin bulunduğu sınıra olağanüstü önlem uygularken, Işid çetelerinin bulunduğu taraf umurlarında değildi. Sanki orası Türkiye'nin sınırı değilmiş gibi. İlk defa orada gördüm sınırların acımasızlığını. Bu insanların akrabaları, canları karşı köydeydi ama arada tel örgüler ve mayınlar vardı. Bir toprak parçasını, anayla evladını ayıran, aynı dili konuşan insanları ayıran gereksiz ayrıntılardı sınırlar. Artık top tüfek sesleri içinde uyumaya alıştım ben de. Ertesi gün devletlerin uydurduğu o şaçma sapan teller yıkıldı ve biz sınırın diğer tarafına Kobane'ye geçtik. Bu sayede Suruç'a geçmeye çalışan halka yardım edildi. Orada YPJ'li gerillalara sarıldık. O kadınlarda, özgürlüğün gözlere yansımasını gördüm. Işıl ışıldı hepsinin yüzleri. Bir kadını güzelleştiren şeyin başkaldırı ve özgürlük olduğunu o an anladım. Hepsinde tek bir inanç vardı; Kobane düşmeyecek! Kobane'deki halk bizi görünce çok mutlu oldu. Gerillalar Suruç'ta tutulan nöbetlerin ve atılan sloganların onlara ulaştığını ve güç verdiğini söyledi. O an aynı toprak parçası üzerinde birbirinin yanında olmaya çalışan insanların samimiyetini tanıdım. 6000 kişi geçtiğimiz sınırdan yaklaşık 2000 kişi geri döndük. Tabii faşist T.C.'nin askeri saldırıları sonrasında. Askere direnen bir teyzenin söyledikleri hiç aklımdan çıkmayacak: "Ben evlatlarımı şehit verdim bu toprakların özgürlükleri için! Benim kaybedecek bir şeyim yok!" Evet buradaki insanların kaybedecekleri hiçbir şeyleri kalmamış. Kazanacakları ülkeleri ve 'karşıda' savaşan evlatları var. Onların tek istedikleri özgürlükleri. İlk defa Kürdistan'ı ve Kobane'yi görmüş biri olarak; Rojava'nın, Kobane'nin artık bir insanlık meselesi olduğunu düşünüyorum ve herkesi Kobane'yi sahiplenmeye çağırıyorum..