rojava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rojava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Ekim 2014 Pazartesi
Arin Mirkan'ın Işığı Yolumuzu Aydınlatıyor!
6 Ekim 2014 Pazartesi
Kobane Umudun Savaşıdır
Kobane direnişini en iyi bir Nazi subayının mektubundaki şu satırlar
anlatır: "Stalingrad'a ulaşmamıza 1 km var ama bir türlü bitmiyor..."
Bitmeyecek çünkü Kobane sokak sokak, ev ev savaşa hazırlanıyor. Kadın erkek,
genç yaşlı IŞİD'in zulmüne karşı direniyor. Bitmeyecek çünkü biz gözlerimizle
gördük, kulaklarımızla duyduk. Dokunduk devrimin yüreklerine. O yürekler bize
dedi ki "Savaşıyoruz ve savaşmaya da devam edeceğiz. Dünya birleşip
üzerimize gelse de asla geri adım atmayacağız."
İstanbul'dan Suruç'a, ardından Kobane'ye doğru çıktığımız yolculuk bize en çok bunu öğretti. Eğer ki cephede başında kurşunla hâlâ savaşan bir komutan varsa, eğer gözleri kör bir ana elleri havada hiç susmadan "Biji YPG" sloganları atıyorsa, eğer çocukları sokaklar boyu dizilmiş, büyükler gibi karşılıyorsa devrimi, eğer Kobane kuşatma altındayken bile gülüşleri ile bize umut veriyorsa YPG-YPJ savaşçılarının, Kobane yenilmez biliyoruz. Kobane umut olur ancak bize. Geri dönüşlerimizde buruk da olsak devrime daha bir hasretle sarılmamızın nedeni olur.
Kobane'ye adım atınca, en önce o toprakların özgür olabilmesi için şehit düşenleri hatırlayıp, onun ağırlıyla sarsılıyorsun. Serkan Tosun'u, Şerwan'ı, Zin'i, Tolvin'i, nicesini anımsayıp saygını sevgini katlıyorsun. "Şu ayağı yalınayak çocuk yaşıyorsa Serkan sayesindedir belki" diyorsun. Öyle... Kobane'de devrim yaşıyorsa Onlar sayesinde.
Kobane'den çıkıp Suruç'a geri dönerken ise şaşırmıyoruz bu devletin zulmüne. Polislerinin gaz bombasına, askerlerinin tacizlerine, hakaretlerine... Yok "Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi" demiyorum. Tam tersi burası bizim! Türk burjuva devletinin sadece Kürdistan'da değil bu topraklarda da tek pozisyonu işgalciliktir, emperyalizmin beşikçiliğini yapmaktır. Kadın bedeni üzerindeki politikaları da bu işgalciliğe hizmet eder, eğitim politikaları da buna hizmet eder, savaş tezkereleri de buna hizmet eder. Tek derdi varsa AKP hükümetinin o da direnen halklarladır.
Gelin siz de ses verin devrimin sesine. Kobane'de iken hep sizi düşündüm. Gelemeyenleri... Kobane'ye gitmeli, o silahları ile özgürlüklerini savunan güzelim kadınları, güzelim erkekleri görmeli herkes. Devrime bir kez adım atınca Kobane oluyor çünkü her şey. Umut oluyor yani. Derdimiz umudu korumak, umudu yaymak. Yalınayaklı çocuklar için "jı bo ku zarok bıkın jiyan"*
*Çocuklar hayat bulsun diye-Marşa Rojava
İstanbul'dan Suruç'a, ardından Kobane'ye doğru çıktığımız yolculuk bize en çok bunu öğretti. Eğer ki cephede başında kurşunla hâlâ savaşan bir komutan varsa, eğer gözleri kör bir ana elleri havada hiç susmadan "Biji YPG" sloganları atıyorsa, eğer çocukları sokaklar boyu dizilmiş, büyükler gibi karşılıyorsa devrimi, eğer Kobane kuşatma altındayken bile gülüşleri ile bize umut veriyorsa YPG-YPJ savaşçılarının, Kobane yenilmez biliyoruz. Kobane umut olur ancak bize. Geri dönüşlerimizde buruk da olsak devrime daha bir hasretle sarılmamızın nedeni olur.
Kobane'ye adım atınca, en önce o toprakların özgür olabilmesi için şehit düşenleri hatırlayıp, onun ağırlıyla sarsılıyorsun. Serkan Tosun'u, Şerwan'ı, Zin'i, Tolvin'i, nicesini anımsayıp saygını sevgini katlıyorsun. "Şu ayağı yalınayak çocuk yaşıyorsa Serkan sayesindedir belki" diyorsun. Öyle... Kobane'de devrim yaşıyorsa Onlar sayesinde.
Kobane'den çıkıp Suruç'a geri dönerken ise şaşırmıyoruz bu devletin zulmüne. Polislerinin gaz bombasına, askerlerinin tacizlerine, hakaretlerine... Yok "Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi" demiyorum. Tam tersi burası bizim! Türk burjuva devletinin sadece Kürdistan'da değil bu topraklarda da tek pozisyonu işgalciliktir, emperyalizmin beşikçiliğini yapmaktır. Kadın bedeni üzerindeki politikaları da bu işgalciliğe hizmet eder, eğitim politikaları da buna hizmet eder, savaş tezkereleri de buna hizmet eder. Tek derdi varsa AKP hükümetinin o da direnen halklarladır.
Gelin siz de ses verin devrimin sesine. Kobane'de iken hep sizi düşündüm. Gelemeyenleri... Kobane'ye gitmeli, o silahları ile özgürlüklerini savunan güzelim kadınları, güzelim erkekleri görmeli herkes. Devrime bir kez adım atınca Kobane oluyor çünkü her şey. Umut oluyor yani. Derdimiz umudu korumak, umudu yaymak. Yalınayaklı çocuklar için "jı bo ku zarok bıkın jiyan"*
*Çocuklar hayat bulsun diye-Marşa Rojava
Kobane İnsanlık Savaşı
Bir akşam yemeği sonrası bir telefon aldım: "Suruç'a gitmek ister
misin?" Bir sosyalist olarak içimde dehşet bir heyecan başladı. Hiç
Kürdistan'ı görmemiş, sadece yoldaşlarımdan dinlemiştim. Suruç Kobane'ye sınırı
olan bir yerdi. Önce içimi bir tereddüt kapladı. Henüz ölümlere tanık olmamış,
savaş görmemiştim. Daha sonra orayı düşündüm. Sürekli orada yaşayan kadınları,
çocukları... Kobane'de savaşan kadın yoldaşlarımı... Elbette gitmeye karar
verdim. Otobüsle çıktığımız o yol bir türlü bitmiyordu. Üç kez arama
noktasından geçmiş ve sonunda Suruç'a gelmiştik. Bizi karşılayan parklarda
yatan, Kobane'den gelen kadınlar ve çocuklardı. O çocuklar hem ürkek hem de
inadına cesurdu. Yerlerinden, yurtlarından edilmiş insanlardı onlar. Eşlerini,
kardeşlerini savaşta bırakan insanlardı. Oradan Mürtişpınar Sınır Kapısı'na
gittiğimizde bile, ailelerini Suruç'a bırakan ve savaşmak için geri dönen genç
kadın ve erkekler karşıladı. Biran önce topraklarından vahşi çeteleri kovmak
için sınırdan geçmeye çalışan o genç insanların gözlerinde başka bir inanç
vardı. Daha sonra bizi Suruç'ta Qop köyüne yerleştirdiler. Kaldığımız köy
sınıra 300 m uzaklıktaydı ve karşımızdaki köy Işid denen çetelerindi. İlk defa
tanklar görüp silah seslerine şahit oluyordum. Ölümle yaşamın bu kadar içiçe
oluşu içimi ürpertiyordu. Köyde yaşayan yerli halk sabah uyandığında ilk önce
köyün sınıra bakan tarafına gelip, karşıya bakıyorlardı. Orada savaşan kendi
kızları, oğullarıydı çünkü. Yüzlerini yıkamaktan önce geliyordu Kobane'nin
özgürlüğü. Orada kaldığımız günlerde T.C. askerinin Ypg köylerinin bulunduğu
sınıra olağanüstü önlem uygularken, Işid çetelerinin bulunduğu taraf
umurlarında değildi. Sanki orası Türkiye'nin sınırı değilmiş gibi. İlk defa
orada gördüm sınırların acımasızlığını. Bu insanların akrabaları, canları karşı
köydeydi ama arada tel örgüler ve mayınlar vardı. Bir toprak parçasını, anayla
evladını ayıran, aynı dili konuşan insanları ayıran gereksiz ayrıntılardı
sınırlar. Artık top tüfek sesleri içinde uyumaya alıştım ben de. Ertesi gün devletlerin
uydurduğu o şaçma sapan teller yıkıldı ve biz sınırın diğer tarafına Kobane'ye
geçtik. Bu sayede Suruç'a geçmeye çalışan halka yardım edildi. Orada YPJ'li
gerillalara sarıldık. O kadınlarda, özgürlüğün gözlere yansımasını gördüm. Işıl
ışıldı hepsinin yüzleri. Bir kadını güzelleştiren şeyin başkaldırı ve özgürlük
olduğunu o an anladım. Hepsinde tek bir inanç vardı; Kobane düşmeyecek!
Kobane'deki halk bizi görünce çok mutlu oldu. Gerillalar Suruç'ta tutulan
nöbetlerin ve atılan sloganların onlara ulaştığını ve güç verdiğini söyledi. O
an aynı toprak parçası üzerinde birbirinin yanında olmaya çalışan insanların
samimiyetini tanıdım. 6000 kişi geçtiğimiz sınırdan yaklaşık 2000 kişi geri
döndük. Tabii faşist T.C.'nin askeri saldırıları sonrasında. Askere direnen bir
teyzenin söyledikleri hiç aklımdan çıkmayacak: "Ben evlatlarımı şehit
verdim bu toprakların özgürlükleri için! Benim kaybedecek bir şeyim yok!"
Evet buradaki insanların kaybedecekleri hiçbir şeyleri kalmamış. Kazanacakları
ülkeleri ve 'karşıda' savaşan evlatları var. Onların tek istedikleri
özgürlükleri. İlk defa Kürdistan'ı ve Kobane'yi görmüş biri olarak; Rojava'nın,
Kobane'nin artık bir insanlık meselesi olduğunu düşünüyorum ve herkesi
Kobane'yi sahiplenmeye çağırıyorum..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
