ÖGK Haftalık Bülten (Sayı:7) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖGK Haftalık Bülten (Sayı:7) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2014 Pazartesi

Devlet Opera Ve Balesi'nden Çılgın Karar!

Devlet Opera ve Balesi İl Müdürlükleri’ne gönderdiği bir genelgede şöyle buyurdu:
"Kurum içinde sporcu atleti, kolsuz penye, şort, tayt, streç kot, sandalet, terlik, çivi topuklu ayakkabı, abiye vb. giyilmeyecek."
Devlet memurunun kıyafet yönetmeliğinin getirdiği türban özgürlüğü ve götürdüğü kot, mini etek, şort, kolsuz penye ve benzeri onlarca kıyafet çeşidini giyme hakkı, zaten uzun süredir tartışmalıydı. Birebir devletin kendisinin bir sürü sınava tabi tutup atamalar bekleterek işe aldığı personel için, “Dur bu şimdi ne giyip ne giymeyeceğini bilemez, ben en iyisi açık açık yazayım.” diyerek hazırlamaya niyetlendiği giyilmeyecekler listesi o kadar uzadı ki, özellikle sanatçılar, artık mesleklerinin gerektirdiği hareketleri yapabilmek için neredeyse sahneye çıplak çıkmak zorunda. Dünya üzerinde en çok bu akıma ayrılan sahillerle bilinen nüdizm, herhalde Türkiye'de sahillerden sahnelere taşacak. Heyecanla beklemedeyiz.



Kobane Umudun Savaşıdır

Kobane direnişini en iyi bir Nazi subayının mektubundaki şu satırlar anlatır: "Stalingrad'a ulaşmamıza 1 km var ama bir türlü bitmiyor..." Bitmeyecek çünkü Kobane sokak sokak, ev ev savaşa hazırlanıyor. Kadın erkek, genç yaşlı IŞİD'in zulmüne karşı direniyor. Bitmeyecek çünkü biz gözlerimizle gördük, kulaklarımızla duyduk. Dokunduk devrimin yüreklerine. O yürekler bize dedi ki "Savaşıyoruz ve savaşmaya da devam edeceğiz. Dünya birleşip üzerimize gelse de asla geri adım atmayacağız."

İstanbul'dan Suruç'a, ardından Kobane'ye doğru çıktığımız yolculuk bize en çok bunu öğretti. Eğer ki cephede başında kurşunla hâlâ savaşan bir komutan varsa, eğer gözleri kör bir ana elleri havada hiç susmadan "Biji YPG" sloganları atıyorsa, eğer çocukları sokaklar boyu dizilmiş, büyükler gibi karşılıyorsa devrimi, eğer Kobane kuşatma altındayken bile gülüşleri ile bize umut veriyorsa YPG-YPJ savaşçılarının, Kobane yenilmez biliyoruz. Kobane umut olur ancak bize. Geri dönüşlerimizde buruk da olsak devrime daha bir hasretle sarılmamızın nedeni olur.

Kobane'ye adım atınca, en önce o toprakların özgür olabilmesi için şehit düşenleri hatırlayıp, onun ağırlıyla sarsılıyorsun. Serkan Tosun'u, Şerwan'ı, Zin'i, Tolvin'i, nicesini anımsayıp saygını sevgini katlıyorsun. "Şu ayağı yalınayak çocuk yaşıyorsa Serkan sayesindedir belki" diyorsun. Öyle... Kobane'de devrim yaşıyorsa Onlar sayesinde.

Kobane'den çıkıp Suruç'a geri dönerken ise şaşırmıyoruz bu devletin zulmüne. Polislerinin gaz bombasına, askerlerinin tacizlerine, hakaretlerine... Yok "Burası bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi" demiyorum. Tam tersi burası bizim! Türk burjuva devletinin sadece Kürdistan'da değil bu topraklarda da tek pozisyonu işgalciliktir, emperyalizmin beşikçiliğini yapmaktır. Kadın bedeni üzerindeki politikaları da bu işgalciliğe hizmet eder, eğitim politikaları da buna hizmet eder, savaş tezkereleri de buna hizmet eder. Tek derdi varsa AKP hükümetinin o da direnen halklarladır.

Gelin siz de ses verin devrimin sesine. Kobane'de iken hep sizi düşündüm. Gelemeyenleri... Kobane'ye gitmeli, o silahları ile özgürlüklerini savunan güzelim kadınları, güzelim erkekleri görmeli herkes. Devrime bir kez adım atınca Kobane oluyor çünkü her şey. Umut oluyor yani. Derdimiz umudu korumak, umudu yaymak. Yalınayaklı çocuklar için "jı bo ku zarok bıkın jiyan"*
*Çocuklar hayat bulsun diye-Marşa Rojava

Kobane İnsanlık Savaşı

Bir akşam yemeği sonrası bir telefon aldım: "Suruç'a gitmek ister misin?" Bir sosyalist olarak içimde dehşet bir heyecan başladı. Hiç Kürdistan'ı görmemiş, sadece yoldaşlarımdan dinlemiştim. Suruç Kobane'ye sınırı olan bir yerdi. Önce içimi bir tereddüt kapladı. Henüz ölümlere tanık olmamış, savaş görmemiştim. Daha sonra orayı düşündüm. Sürekli orada yaşayan kadınları, çocukları... Kobane'de savaşan kadın yoldaşlarımı... Elbette gitmeye karar verdim. Otobüsle çıktığımız o yol bir türlü bitmiyordu. Üç kez arama noktasından geçmiş ve sonunda Suruç'a gelmiştik. Bizi karşılayan parklarda yatan, Kobane'den gelen kadınlar ve çocuklardı. O çocuklar hem ürkek hem de inadına cesurdu. Yerlerinden, yurtlarından edilmiş insanlardı onlar. Eşlerini, kardeşlerini savaşta bırakan insanlardı. Oradan Mürtişpınar Sınır Kapısı'na gittiğimizde bile, ailelerini Suruç'a bırakan ve savaşmak için geri dönen genç kadın ve erkekler karşıladı. Biran önce topraklarından vahşi çeteleri kovmak için sınırdan geçmeye çalışan o genç insanların gözlerinde başka bir inanç vardı. Daha sonra bizi Suruç'ta Qop köyüne yerleştirdiler. Kaldığımız köy sınıra 300 m uzaklıktaydı ve karşımızdaki köy Işid denen çetelerindi. İlk defa tanklar görüp silah seslerine şahit oluyordum. Ölümle yaşamın bu kadar içiçe oluşu içimi ürpertiyordu. Köyde yaşayan yerli halk sabah uyandığında ilk önce köyün sınıra bakan tarafına gelip, karşıya bakıyorlardı. Orada savaşan kendi kızları, oğullarıydı çünkü. Yüzlerini yıkamaktan önce geliyordu Kobane'nin özgürlüğü. Orada kaldığımız günlerde T.C. askerinin Ypg köylerinin bulunduğu sınıra olağanüstü önlem uygularken, Işid çetelerinin bulunduğu taraf umurlarında değildi. Sanki orası Türkiye'nin sınırı değilmiş gibi. İlk defa orada gördüm sınırların acımasızlığını. Bu insanların akrabaları, canları karşı köydeydi ama arada tel örgüler ve mayınlar vardı. Bir toprak parçasını, anayla evladını ayıran, aynı dili konuşan insanları ayıran gereksiz ayrıntılardı sınırlar. Artık top tüfek sesleri içinde uyumaya alıştım ben de. Ertesi gün devletlerin uydurduğu o şaçma sapan teller yıkıldı ve biz sınırın diğer tarafına Kobane'ye geçtik. Bu sayede Suruç'a geçmeye çalışan halka yardım edildi. Orada YPJ'li gerillalara sarıldık. O kadınlarda, özgürlüğün gözlere yansımasını gördüm. Işıl ışıldı hepsinin yüzleri. Bir kadını güzelleştiren şeyin başkaldırı ve özgürlük olduğunu o an anladım. Hepsinde tek bir inanç vardı; Kobane düşmeyecek! Kobane'deki halk bizi görünce çok mutlu oldu. Gerillalar Suruç'ta tutulan nöbetlerin ve atılan sloganların onlara ulaştığını ve güç verdiğini söyledi. O an aynı toprak parçası üzerinde birbirinin yanında olmaya çalışan insanların samimiyetini tanıdım. 6000 kişi geçtiğimiz sınırdan yaklaşık 2000 kişi geri döndük. Tabii faşist T.C.'nin askeri saldırıları sonrasında. Askere direnen bir teyzenin söyledikleri hiç aklımdan çıkmayacak: "Ben evlatlarımı şehit verdim bu toprakların özgürlükleri için! Benim kaybedecek bir şeyim yok!" Evet buradaki insanların kaybedecekleri hiçbir şeyleri kalmamış. Kazanacakları ülkeleri ve 'karşıda' savaşan evlatları var. Onların tek istedikleri özgürlükleri. İlk defa Kürdistan'ı ve Kobane'yi görmüş biri olarak; Rojava'nın, Kobane'nin artık bir insanlık meselesi olduğunu düşünüyorum ve herkesi Kobane'yi sahiplenmeye çağırıyorum..

Kadınlar IŞİD'e Karşı Ayakta


IŞİD'e karşı baş kaldıran Savaşa Karşı Kadın İnisiyatifi üyesi kadınlar Boğaziçi Köprüsü üzerinde pankart açarak ve köprüden aşağıya pankart sarkıtarak eylem yaptı. Meclis Genel Kurulunda görüşülecek olan savaş tezkeresine karşı olan kadınlar seslerini duyurmak istedi ama yine duymak istemeyen, algılarını kapatmış olan zihniyet tarafından susturulmaya çalışıldılar. "Tezkere IŞİD'e destek, savaş, işgal ve kadın katliamıdır. Barış böyle olmaz." diye haykırdı kadınlar. "Katil IŞİD, işbirlikçi ABD", "Tezkere ile barış olmaz", "Tezkere kadın katliamıdır", "Kadınların isyanı sınırları aşıyor" sloganları attılar. Gözaltına alınmaya karşı direnirken bile yarım saat boyunca duyurdular seslerini. Orada gözaltına alınan 16 kadın değildi yalnızca, gözaltında olan hepimizin fikirleri hepimizin haykırmak istedikleri. Ancak susturulmayacağız, her yerde savaşı kadınlar durduracak çünkü savaş alanına döndürülen onların bedenleri, bizim bedenlerimiz.

(Hangi) Ahlaka aykırı selfie!

Hindistan'ın Mumbai kentinde evli olmayan çiftlerin özçekim (selfie) çekinmeleri polisler tarafından "ahlaken uygunsuz" olarak gösterilip tutuklamalar yapılıyor. 20'li yaşlardaki 7 gence selfie çektikleri için 'arkadaşlarına dokundukları' gerekçesiyle para cezası yazıldı. 'Ahlaka aykırı' olarak tanımlanan selfielerin gelecek haftalarda kutlanacak Navatri Festivali ile ilgili olduğu söyleniyor. Mumbai polis komiserinin ise yapılan tutuklamalar ile ilgili açıklaması şu şekilde: "Şehirde görev yapan polislerin sayısını kadınların güvenlik ve özgürlüklerini korumak için arttırdıklarını, polis memurlarının amacının ‘ahlak polisliği’ yapmak olmadığını" söylüyor. Kadınların güvenliği için yapıldığı söylenen bu tutuklamaların ve para cezalarının, kadın bedeni üzerinde hakimiyet kurmaktan başka bir hedefi yoktur. Polisler de erkek egemen sistemin bir parçasıdır ve kadın bedeni üzerinde hakimiyet kurmaya çalışmaktadırlar. Kadınlar olarak bedenlerimiz üzerindeki son söz bizlere aittir.

Yine Bir İhmal Yine Bir Kadın Katli

Hülya Çelik Ankara’daki evinde eski “eşi” tarafından pompalı tüfekle kızının gözleri önünde öldürüldü. Sabahattin Santur her kadın katiligibi Hülya Çelik’in peşini boşandıktan sonra bile bırakmadı. Kızlarının MS hastası olmasından dolayı birlikte yaşamaya mecbur hisseden  Hülya,  evlilikleri boyunca “eşinin” dayağından katledilen her kadın gibi “nasibini aldı”.
Hülya Çelik’in öldürülmesinin ardından yakalanan katil koca hemen tutuklanarak cezaevine gönderildi. Santur’un ağırlaştırılmış müebbet ile hala yargılanıyor.Hülya Çelik , savcılık tarafından verilen karar doğrultusunda 2012 yılında koruma kararı verildi fakat Hülya o korumanın yüzünü hiç göremedi.Hülya, koruma olduğu dönemlerde bile defalarca karakola şikayette bulundu fakat polisler evine dahi gelmedi.Tornavidalanmaya,pompalı tüfeklerle üzerimizde atış talimleri yapılmasına,her türlü kesici,delici materyalin şiddet aracı olarak kullanılmasına,içleri çürümüş kurumsal yapılar sebebiyle yanı başımızda duran potansiyel katiller ve sapkınlara katlanmamız gerektiğini her seferinde normalleştiren ve bütün bunlara alışmamızı bekleyenler var bu ülkede.Erkek algı öldürüyor net.Peki hayali korumalar gönderenlerin,ama bu da çığlık atamıyor canım diyenlerin,sokak ortalarında katledilmenin ‘fıtrat’ımızda olduğunu düşünenlerin ve bu şekilde muhakeme,vicdan ve solduyu yetilerini kaybetmişlerin ülkesinde ne yapacağız? Sıra bize geldiğinde vereceğimiz cevabı netleştireceğiz elbet.Vereceğimiz cevap sadece bize atılan tokadın,edilen küfrün,tehdidin değil köşe başlarında yakaladığınız,penceresiz hayatlar reva gördüğünüz,yaşam ateşlerini hoyratça kendi payınıza ayırıp,kullandıklarınızın cevabı olacak!