ÖGK Haftalık Bülten (Sayı:10) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖGK Haftalık Bülten (Sayı:10) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2014 Pazartesi

Tecavüzcüleri Kadınların Adaletine Teslim Edin!

Geçtiğimiz hafta Ankara'da silahlı 4 kişi önce bir güzellik salonunu basıp çalışan kadınlardan birini yaraladıktan sonra dükkanda çalışan bir başka kadına da tecavüz etmeye çalıştılar. Kadının çığlıkları üzerine "yalnızca" dükkanda bulunan laptop ve telefonları gasp edip kaçtılar. Ardından hızlarını alamayacak olmalılar ki Kızılay'da bulunan bir evi basıp kadınlara defalarca tecavüz ettiler. Daha bitmedi! Sonrasında kadınları arabaya bindirip yağ üretimi yapan bir fabrikaya götürerek tecavüz etmeye burada da devam ettiler.


Sabaha karşı da baygın haldeki kadınları Kızılay'a geri getirip bıraktılar. Kadınların şikayetçi olmaları üzerine yakalanan şahıslar kendilerini "randevu evi orası zaten.", " Kadınlar hayat kadını."," Verdiğimiz parayı beğenmediler ondan böyle yapıyorlar." gibi sözlerle savundular. Devlete kendilerini aklamaya çalıştılar. Bedenlerini satan kadınları ötekileştirerek, yaptıklarını meşru göstermeye çalıştılar.


Bu gücü de kuşkusuz erkek yargıdan almatalar. Çünkü, defalarca tahrik indiriminden serbest bırakılan benzerleri var. Bu durum da -bu olayda olduğu gibi- kadınların mağduriyetini arttırıyor, sömürünün ve şiddetin katmerlenen hallerine maruz kalmalarına neden oluyor. Kadınları yok sayan bu anlayışın oyunlarını, bu düzenin erkek adaletini biz kadınlar daha çokça defa görmüştük.



Onun için diyoruz ki; "Kadınlar unutmayacaklar ve affetmeyecekler!"

Galatasaray'da 500 Hafta


27 Mayıs 1995’te gidip oturdular Galatasaray’a.
Gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerinden hesap sordular sessiz çığlıklarıyla Cumartesi anneleri. 27 Mayıs 1995’te başlattıkları bu militarizme ve şiddete karşı duruşları onları polis şiddetiyle karşı karşıya getirdi.


Oysa kadınların aktif siyasi özne değil sadece anne olarak kalması militarist sürecin işine geliyordu işte bu nedendendir ki artan polis müdahaleleri sonucu 1999’dan 2009’a kadar oturma eylemlerine ara vermişlerdir. Fakat öyle bir direniş vücut bulmuştu ki Galatasaray’ın önünde 32 yıl boyunca oğlunu arayan Berfo Ana oğlunu bulamadan fakat arkasında binlerce adalet ve özgürlük direnişçisi bırakmıştır.

Sadece kendi kayıpları için orada değildi Cumartesi Anneleri Maraş Katliamından Roboskiye Geziye ve direnişin vücut bulduğu her yerde başımızı okşadı Cumartesi anneleri.

Onurlu bir yaşamın olduğu kardeşlik ve özgürlük adına bin selam olsun annelerimize, direnen kadınlarımıza...

Devlet Yine "Baba"lığını Gösterdi!

Polis ve askerin kalkanla müdahale etmesi yeterli değil, artık ne gerekiyorsa onu yapacaklar" diyerek polisin yapacağı katliamları meşruiyet zeminine oturtmaktan başka bir şey değildir bu yasa! Güvenlik paketi adı altında da kimin güvenceye alındığı ortadadır! 

Devlet yine babalığını gösterdi ve hepimizi güvence altına aldı. Peki bizi bu “vandallarla dolu sokaklardan” nasıl koruyacak? Molotofun ateşli bir silah halinde değerlendirilmesi halinde polis doğrudan göstericiye ateş edebilecek. Hele ki yüzünüzü kapattıysanız daha fazla cezaya çarptırılabilirsiniz. Bizden söylemesi aman dikkat! Havai fişeği de gösteri amaçlı değil de saldırı amaçlı kullanıyorsanız 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmanızın önü açılmış oluyor bu yasayla. Malumunuz kamu malı önemli o yüzden de kamu malına zarar verme, görevi yaptırmamak için direnmeye doğru bir yolculuğa çıktı. 


Sokaklara çıkmayın! Toplumsal olaylara karışmayın! Zira devlet sizi sizden korumak için öldürebilir ve bunu da bir güzel yasallaştırabilir. Çünkü yasa dediğiniz, hukuk dediğiniz şey vicdanlardan uzaktadır artık. 


O yüzler saklanıyorsa bilin ki korkmaktan değil... Biz çok da iyi biliyoruz kimlerin korkup da mahkeme salonlarında kendilerini gizlediğini. Pardon unuttuk değil mi bu yasa, mevzu mahkeme salonlarına kadar taşınmadan çözülsün diyeydi değil mi?

Çocuklarımıza "Çığlık" Atmayı Değil, Mücadele Etmeyi Öğreteceğiz

Son zamanlarda, gündemde, sosyal medyada her defasında daha da ağırlaşarak artan çocuk istismarı haberlerini görüyoruz. Peki ama nedir bu istismar? 

Kelime anlamı olarak Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) çocuk istismarını “Çocuğun sağlığını, fiziksel ve psikososyal gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek tüm davranışları, çocuğa kötü muamele” olarak tanımlıyor. Çocuk istismarında yaş oranı 4’e kadar inmekte fakat ilk defa istismara uğrayan çocuklarda bu yaş 13 ila 15 arasında değişmekte.İstismarlarla ilgili yapılan araştırmalara göre %24lük bir kısım aile içi ve yıllarca devam eden istismarları kapsamakta, bununla birlikte istismarlar bir defaya mahsus olmayıp süreklilik arz etmektedir. Türkiye’yle ilgili ortaya çıkan bu dehşet tablosuna, bir de hastaneleri katarsak olayın vehametini daha iyi görebiliriz. Genel olarak sağlık çalışanlarının da çocuk istismarıyla ilgili prosedürleri bilmedikleri gerekçesiyle istismarları hiçbir şekilde ilgili makamlara bildirmemeleri de ciddi anlamda istismarlara yönelik artışlarda payı olan bir etken. 
Çocukların çoğu, korktukları için istismarı, kimseye bildirmiyor ve nihayetinde bir çok çocuk hamile kalıyor.


Yaşanan bu tür durumlara dayanamayan bir başka taraftan çocuklarsa intihara yöneliyorlar. Araştırmalara göre; Arkadaşı ve erkek arkadaşı tarafından istismara uğrayanların oranı yüzde 32,9, imam nikahlı eşi tarafından istismar edilen (küçük yaşta evlilik) yüzde 20,1. Sıralama ise şöyle: Yüzde 9,4’ü komşusu, yüzde 6,7’si baba, ağabey ve üvey kardeş, yüzde 6’sı uzaktan tanıdığı (mahalle bakkalı, köylüsü), yüzde 4,1’i dayı ile amcaoğlu, yüzde 4’ü aile dostu, yüzde 1,3’ü de uzaktan akrabası (üçüncü derece akraba) tarafından istismara uğruyor.Yani bir çocuklar için istismarların bir kapı uzaklarında veyahut aynı çatı altında yaşadıkları kişilerce yapıldığını anlıyoruz.Devletin bu durumla ilgili hiçbir önlem almayışını bu tür olayların yaşandığını her gün görerek ya da duyarak öğrenmemizden anlıyoruz. Önlem almamakla birlikte bildirilen vakaların birçoğunda failler serbest kalmakta ve hiçbir yaptırım uygulanmamaktadır. Çocukları her açıdan etkileyen bu tür ‘kötü muameleler’ sistem içinde sağlam bireylerin ruh hallerinde ve dolayısıyla düşünsel ve davranışsal bozuklar meydana getirmektedir ve getirecektir de.

Geleceğin umutları olan çocuklarımızın maruz kaldığı buu sapkınlıklara, istismarlara ve çocuk ölümlerine karşı susana, susan devlete karşı hep birlikte mücadele edeceğiz.

Çağın Hastalığı: Depresyon

Hep bahsettiğimiz çağın hastalığı depresyon nasıl bir şeymiş onu bi’ konuşalım dedik. Şöyle ki; depresyon aslında günlük mutsuzluk halini tanımlayacak basit bir kavram değildir, ciddi bir ruhsal bozukluktur. İçsel ve dışsal faktörler sebep olabilir. Hayatımızın akışında hüzün, mutluluk, sıkıntı, stres gibi duyguları yaşamamız ve bu duyguların yaşantımızda meydana gelen gelişmelere göre bir süre devam etmesi doğaldır. Örneğin bugün haberleri okuduğumuzda, gündemi takip ettiğimizde yaşadığımız iç sıkıntısı ya da okul iş vb. mekanlarda yaşadığımız sıkıntılar bizi negatif duyguların içine sokabilir. Bu zamanlarda depresif olduğumuzu söyleyebiliriz ama depresyondayız diyemeyiz çünkü depresyon durumunda farklı olan, hayatımızda olumlu gelişmeler olmasına karşın “boşluk hissi”, “bunalım” ve “hüznün” devam etmesidir ve bu duygular kişinin günlük yaşantısını etkileyecek düzeyde olur.

Temel belirtileri isteksizlik, hayattan zevk alamamak, enerjisizlik, huzursuzluk, aşırı az veya çok uyumak, içinden hiçbir şey gelmemek, yoğunlaşma eksikliği, aşırı alkol tüketimi, değersizlik hissi, reddedilmeye karşı aşırı hassasiyet, karar vermede ve detayları hatırlamakta zorlanmadır. Ama tabii bu belirtiler kişiden kişiye göre ve depresyonun türünden türüne göre değişebilir. Depresyonun en bilinen türleri majör depresyon ve kronik depresyondur. Majör-klinik depresyon çok daha yoğundur kişinin günlük hayat aktivitelerini yapmasını engelleyebilir 2 hafta kadar sürer ve sık atak gelmesi beklenebilir, kronik-distimi depresyon daha hafif seyreder ama 2 yıl ve üzeri sürebilir bu süreçte zaman zaman majör depresyon görülebilir. Bunların dışında atipik, manik, mevsimsel, psikotik ve doğum sonrası depresyonlar vardır. 

Depresyon hastalarının yarıya yakını kendi kendine hastalığı yenebiliyor ama yine de yardım alınması ya da en azından farkına varılması çok önemlidir. Zira kişi eğer majör depresyondaysa bu kronik depresyona dönüşebiliyor, kronik depresyondaysa kişide riskli davranışlar ve alkol tüketimi artabilir ayrıca sosyal ilişkilerde bozulmalar görülebilir. 

Sonuç olarak en azından yaşam kalitemizi artırmak, kendimizi iç ve dış faktörlerden koruyabilmek için kendisinde depresyon belirtileri gören kişinin bu durumda ya profesyonel destek alması ya da kendi kendini iyi etmenin başka yollarını bulması şiddetle tavsiye edilir. Ayrıca depresyon hastalarının çevresindeki insanlardan gelen duygu-durumlarına dayalı eleştirilere kulak asmamaları çok bilinen ve gözlemlenen bir davranış biçimidir. Bu konuda farkında olmak ve buna yönelik davranmak son derece mühimdir.