ÖGK Haftalık Bülten (Sayı:14) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ÖGK Haftalık Bülten (Sayı:14) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Kasım 2014 Salı

#Direnayol Dava

Gezi olaylarından sonra dönemin Başbakan'ı Recep Tayyip Erdoğan'ın “3 milyar ağaç diktik, çevrecilikse çevrecinin de daniskasıyım" sözleri üzerine BirGün gazetesi yazarı Hakan Demir'in attığı “Başbakan'dan 'eşcinselliği bunlardan öğrenecek değiliz, ben eşcinselin daniskasıyım, 3 milyar eşcinsel diktim' çıkışı bekliyoruz. 
#Direnayol " tweet'i üzerine Erdoğan'ın avukatının açtığı davanın 5. duruşması görüldü. Hakan Demir'in attığı tweet'e, o zamanların başbakan danışmanı Ertan Aydının " bakalım mahkemede de bu kadar rahat yorum yapabilecek misin?” diyerek acil cevap atmışlığı vardır. 
Velhasıl “Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a maddesi uyarınca müvekkile sövmek suretiyle, kamu görevlisine hakaret suçlamasıyla” yargılanan Hakan Demir'in attığı tweet'in İfade özgürlüğü ve eleştiri hakkı olduğuna karar verilerek duruşma beraat ile sonuçlandı.

Eşcinselliği ve LGBT bireyleri hastalıklı olarak gören gerici ve erk sistemin her gün aramızdan Okyanus Efeleri,Figen Kalkanları aldığı bu zamanlarda erk zihniyetten kaynaklı homofobi'nin öldürdüğü hiç bir arkadaşımızı unutmuyoruz. Her gün biraz daha fazla öfke ile dikiliyoruz erk zihniyetin karşısına ve bıkmadan usanmadan bir kez daha vurguluyoruz ki HOMOFOBİ ÖLDÜRÜR!

YUVA KUR YURT-KUR

Bir psikolog, bir sosyolog, bir doktor ve bir sosyal hizmetler il müdürü Yurt-Kur etkinliği olarak "Eş Seçme ve Evliliğe Hazırlık Paneli" yapalım demişler. Panel öyle güzel öyle verimli olmuş ki panel çıkışı herkes evliliğe hazırmış. Erkekler "kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin!" derken kadınlar da "kocam değil mi sever de döver de" diyormuş. Şakası bir yana bu etkinlikle birlikte Yurt-Kur kendi bünyesine yuva kurma işini de aldığı gibi Gençlik ve Spor Bakanlığının desteğiyle panelin tüm ülkeye yayılmasını da uygun görmüş oldu. Ayrıca etkinliğin afişindeki cümleyle birlikte hangi kadınların nikah edilebilir(!) hangilerinin edilemez olduğu da büyük bir netlik kazandı. Afişte malları, soyları, güzellikleri ve dinleri için nikah edilebileceği yazıyor. Özgür Genç Kadın olarak soruyoruz; siz dört dörtlük müsünüz kadınlar? 

54 Yıl Önce Bugün!

Uçurumun dibinde 3 kadın cesedi bulundu. Bunlardan biri, "Belki de bize en yakın şey ölüm; fakat bu beni korkutmuyor. Haklı olan her şey için savaşmaya devam edeceğiz." diyen Maria Teresa Mirabel, biri "Bunca acıyla dolu ülkemiz için yapılacak her şeyi yapmak bir mutluluk kaynağı; kollarını kavuşturup oturmak ise çok üzücü." diyen Minerva Argentina Mirabel, diğeri ise "Çocuklarımızın, bu yoz ve zalim sistemde yetişmesine izin vermeyeceğiz. Bu sisteme karşı savaşmak zorundayız. Ben kendi adıma her şeyimi vermeye hazırım; gerekirse hayatımı da." diyen Patria Mercedes Mirabel'di. Mirabel kardeşlerdi.
25 Kasım ”Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü”. Her “önemli” gün gibi bugünün de arkasında bir öykü var.

1960 yılında Dominik cumhuriyetinde yaşayan Mirabel kardeşler, ülkelerinde siyasal özgürlük için sürdürdükleri mücadele ile Latin Amerika'daki diktatör Rafael Leonidas Trujillo'ya meydan okuyordu. Bu nedenle üç kız kardeş, diktatörlük tarafından pek çok kez tutsak edilmişti.Trujillo diktatörlüğünün bu üç özgürlük savaşçısı kadına kurduğu tuzak ise en vahşisi oldu. Daha önce pek çok kez diktatörlük güçleri tarafından işkencelere maruz bırakılan kadınlar 25 Kasım 1960'ta, hapishanedeki eşlerini ziyarete giderken arabalarından zorla indirilerek diktatörün askerleri tarafından defalarca tecavüz edilip, vahşice katledilen 3 kız kardeşin cesetleri uçurumun dibine atıldı. Katliam, kayıtlara "araba kazası" olarak geçirilmek istense de, gerçek kısa sürede ortaya çıktı. Mirabel kardeşlerin katledilmesi, Dominik Cumhuriyeti'nde büyük bir öfkeye dönüştü. Kısa sürede, diktatörlüğe karşı direniş hareketi güçlendi. Bir yılın sonunda ise diktatörlük düşürüldü.
Üç kadının katledilerek uçurumdan atılması, onları tarih sahnesinden silmeye yetmedi. 25 Kasım tarihi Mirabel kardeşlerin anısına "Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü" olarak kabul edildi.

25 Kasım insanlık tarihinde kadına yönelik alçakça, vahşice bir şiddetin yıldönümü, bir insanlık ayıbıdır. Bu tarih aynı zamanda savaşa, sömürüye, yoksulluğa karşı bir başkaldırının öyküsüdür, Mirabel kardeşlerin öyküsü.
Katledilişlerine dair olan bugü
n ise bir “anma” nın ötesinde, kadınların bedenlerine, kimliklerine, özgürlüklerine, yapılan tüm saldırılara, şiddete, sömürüye karşı bir başkaldırı günüdür. Çığlığmızı, öfkemizi, acımızı, isyanımızı da alıp sokaklara çıktığımız gündür. Bize, coğrafyamıza hiç de uzak olmayan bu katledilişlere, bu tecavüzlere, bu işkencelere avaz avaz isyan ettiğimiz gündür. Kadın bedenini ve kimliğini hiçe sayan, günde 5 kadının öldürülmesine çanak tutan sisteme, bedenimize ve hayatlarımıza karşı devam eden saldırılara karşı susmuyoruz, ses çıkarıyoruz, başkaldırıyoruz! 25 Kasım’da alanları özgürlüğümüz, emeğimiz, kimliğimiz, katledilen kız kardeşlerimiz, tecavüz ve taciz edilen bedenlerimiz için zaptediyoruz! Gün isyanın günüdür, zaman sesini yükseltme zamanıdır!

Trans Cinayetleri Politiktir

Her gün binlerce kadının katledildiği haberlerini alıyoruz. Öyle ki bu haberlerin çok görülmesinden kaynaklı olarak toplum artık kadın ölümlerine olağan olaylar gibi bakmakta ve her geçen gün katliamlar, ölümler, tacizler ve istismarlar artmaktadır.
Ka
dın cinayetlerinden bahsettiğimiz de toplumda son zamanlar da sık sık gördüğümüz/duyduğumuz trans kadın cinayetlerine de değinmek şart.
Dünya nezdinde her gün onlarca trans kadın nefret cinayetlerine kurban gidiyor. Bir çokları toplumsal dışlanılmışlıkla baş başa kalırken yine kalan çoğunluğun da elinden yaşama hakları alınıyor.Son olarak Kurtuluş son duraktaki evinde öldürülen trans kadın Çingene Gül haberi bu tespitimizi doğrular nitelikte. 
Yine hatırlayacağımız üzere Çağla Joker (25) 22 Nisan 2014’te Beyoğlu’nda, Sevda Başar Antep'te 19 Şubat'ta sevgilisi tarafından öldürülmüştü.
Gün geçtikçe artan trans kadın cinayetlerinin sorumlusu devlettir. Sorumlular yakalansa bile devlet eliyle korunmaya alınıyor, ya da cezaları hafifletiliyor. Çoğu katilinse öldürme sebepleri normalleştirilerek, sebeplere bürünüyor.
Biz bu durumda biliyoruz ki asıl katil kadınları öldüren erk zihniyet ve bu zihniyeti koruyup, LGBT li bireylerin yaşam hakkını korumayan devlettir.
Politik olan trans cinayetlerini sarıp sarmalayan, kılıflara uydurmaya çalışan devlet zihniyetine karşı öfkemiz gün geçtikçe büyüyor. Sessiz kalmak, cinayetlere ortak olmaktır. Kadın için, insanlık için sende haykır!