-ÖGK ÜYESİ BURCU DEMİRBAŞ'IN GÖZLEM YAZISIDIR-
Yağmurlu bir günde Suruç'ta bir çadırkentteyiz. Adı Arin
Mirxan. Yüzyılımızın kahraman ve fedai kadınlarından, Kobane'nin yenilmemesi
için bize gülen yüzünü bırakıp ölüme koşan genç savaşçılardan Arin'i anarak
başlıyoruz ziyaretimize. Savaşın ve sınırın diğer yanında kadınların yaşam
mücadelesi kadın mücadelesinde nereye düşüyor diye soruyoruz. Yaşamın her
alanında kendini örgütlemiş kadınların ışığıyla, çadırkentlerdeki kadınlar
savaş ve sürgün koşullarına umutla direniyorlar.
Savaştan en fazla etkilenen kadın ve çocuklar çokça zorluk ve kısıtlı imkanlara rağmen yaşamın tam merkezindeler. Bazısı çadırın önünde bulaşık yıkıyor, bazısı çocuğunu uyutuyor, bazısı ortak
alanlarda çadırının yani ailesinin ihtiyacını gidermeye çalışıyor. Hepsi koşulların zorluğuna ve kış soğuklarına rağmen güleryüzlü ve direngen. Çünkü Kobane'nin özgürleşmesinin gururuna dönük yüzleri, yakın zamanda topraklarına dönecek olmanın umuduyla gülen gözlerle bakıyorlar bizlere ve dünyaya. Kadınlar bir an önce Özgür Kobane'ye dönüşü bekliyorlar ve biliyorlar ki ne Kobane eski Kobane, ne kendileri o eski kadınlar.
Savaştan en fazla etkilenen kadın ve çocuklar çokça zorluk ve kısıtlı imkanlara rağmen yaşamın tam merkezindeler. Bazısı çadırın önünde bulaşık yıkıyor, bazısı çocuğunu uyutuyor, bazısı ortak
alanlarda çadırının yani ailesinin ihtiyacını gidermeye çalışıyor. Hepsi koşulların zorluğuna ve kış soğuklarına rağmen güleryüzlü ve direngen. Çünkü Kobane'nin özgürleşmesinin gururuna dönük yüzleri, yakın zamanda topraklarına dönecek olmanın umuduyla gülen gözlerle bakıyorlar bizlere ve dünyaya. Kadınlar bir an önce Özgür Kobane'ye dönüşü bekliyorlar ve biliyorlar ki ne Kobane eski Kobane, ne kendileri o eski kadınlar.
Rojava Kadın Devrimiyle başlayan ve
Kobane Destanı'yla olgunlaşan yeni kadın çağı tüm dünyayı aydınlatıyor.
Kobane'deki kadınların özsavunma gücünün ve kadın iradesinin yansımalarını
Suruç'ta da açıkça görebiliyoruz. Bizimle konuşurken seslerindeki heyecandan,
gözlerinin içindeki ışıltıdan anlayabiliyoruz.
Kısa bir sohbet imkanı
yakaladığımız kadınlardan birinin çadırındayız. Çadırda üç genç kadın ve 6
çocuk yaşıyorlar. Erkek akrabalarının hemen hepsi Kobane'de savaşıyor. Üç
şehidi var bu ailenin, "DAİŞ'in ilk saldırdığı köylerden birinde
yaşıyorduk. Biz Kobane'den arkadaşlarımız savaşçılarımız gidin dediği için,
çocuklarımız için buraya geldik. Düşmandan asla kaçmadık." Gülümseyerek
ekliyor; "DAİŞ'in ilacı Kürtlermiş. Canımız, malımız her şeyimiz Özgür
Kobane için feda olsun!" Diğer kadın kucağındaki iki aylık bebeğini
gösteriyor bize, "Amcası cephede savaşta, onun için adını YPJ koydum. O
Kobane'de özgür bir kız olarak büyüyecek ve gerekirse savaşa
gidecek."Bizim hayallerimizle onların gerçeklerinin yan yana düştüğü bir
zaman bu. Asya Abdullah bir konuşmasında söylediği bir şeyi hep hatırlarım;
"Biz kadınlar hepimiz eşitiz, hepimizin sorunları aynı." Artık eminim
ki ışıltılı aklının bilinciyle, yüreğinin inancıyla mücadele eden kadınların
üstesinden gelemeyeceği hiç bir sorun, yenemeyeceği hiç bir düşman yok.
Kobane'de savaşan kadınlardan ilk öğrendiğimiz bilgelik budur. Kadının
tarihinin yeniden yazıldığı bir çağda; savaşta, barışta, devrim savunmasında,
dayanışmada ve kentin yeniden inşaasında barbarlığa direnen kadınlarla yanyana
olmak boynumuzun borcudur. Son söz, evrensel ve sonsuz bi söz olarak;IŞİD'in elinde rehin olanları var. Ama gülümseyerek yer yer kahkaha atarak anlatıyor;
"Jin
jiyan azadi! Yaşasın kadın dayanışması!"



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder