7 Ocak 2015 Çarşamba

Samsun ÖGK'dan LGBTİ Bir Arkadaşımız Katledilen Trans Kadın Mehtap İçin Yazdı

’Transfobik ve Homofobik nefret cinayetleri politiktir.’’
Bugün ülkemizde birçok homofobik, transfobik ve bunun türevleri şeklinde bir çok konuyla birlikte nefret cinayetleri görüyoruz. Peki neden varlar? Bu gibi örneklerin çoğullaştırılması neden istenir, konuya perspektifler getirirsek kadınlara yönelik her türlü tecavüzde tecavüz gerçekleşmedi diye, ‘’yarım kaldı’’ indirimi, eski sevgilisi olunca yapılan indirim, bağırmayınca ‘’rıza göstermiş’’ indirimi, takım elbiseyle gelince "iyi hal" gibi indirimler neden vardır?
Hangi düzlemden bakarsak bakalım, buradaki bir türün katliamı ve psikolojik yıkılışı vardır. Her şeyden önce bir düşünceye, fikre saygısızlık, farklı renkleri kabul etmeme bununla da kalmayıp bu düşüncenin arkasında duran, bu konumu paylaşan insanlara yönelik sadece nefret sonucu toplum değerlerine, hükümete ve diktatörlüğe özgürlük karşıtı fenomenlere sırtlarını dayayarak yaptıkları zalimce öldürme ve ruh sağlığını tehdit eylemi vardır.
İnsan varlığını yücelten sadece seçim dönemlerinde LGBTİ’ler hakkında haklar için yapılanları insani bulmayan, 'kanunlarla koruyacağız' diye söz veren kadınlara diğerlerinden daha fazla haklar verdiğini savunan bir otoriteden beklenebilir davranışlar mıdır öncelikle bunun sorgulanması lazım.
Bunlar birbirine tezat oluşturan gerçekliklerdir. Toplum yapısının ve normlarının kökünden sarsılması üzerinde kocaman bir depremin olması fakat kimsenin bunu dikkate alıp umursamamasıyla eşdeğerdir. Ses çıkarttıkça, onur yürüyüşleri arttıkça, LGBTİ varlığı olgusu yükseldikçe rahatsız olan bir politika yaratmıştır devlet, erkek egemen sistem.
Sizlerle geçtiğimiz günlerde üzerinden çok geçmemiş iki olayı kısa bir şekilde değerlendirmeye götürüyorum.
Hepimizin bildiği gibi Mehtap Zengin cinayetiyle… Cinayet diyorum ben buna çünkü ortada yenilgiyle mağlup olunan bir savaş vardır. Mehtabın ‘’Yapamadım, olduramadım, izin vermediler.’’ dediği saf ve masum hayalleriydi. Cümlesini tamamlamasına izin vermeyen yapılanmalar ona karşı psikolojik savaşını kazanmıştır. Çok bir şey değil insan gibi yaşamak istemişti o da; varlığıyla, kendi değerleriyle, kendini ortaya koyabilmeyi istemişti. Fakat izin vermediler.
Bir diğer cinayet Okyanusla… Onun da tek isteği kabul edilmekti. Fakat onu zalimce düşünceden yoksun bir şekilde yargıladılar. Çünkü topluma göre anormaldi onun bu normal durumu ve onun iç dünyasını bilmeyenler olsun, en kötüsü de kendi ailesi tarafından dışlanmıştı, ötekileştirilmişti. ‘’As kendini de kurtulalım artık.‘’ diyen, canından çok sevdiği babası kocaman bir Okyanusun kurumasına, çoraklaşmasına neden olmuştu. Sevgilinin bile gidemediği bir cenaze kaldı ortaya şimdi düşünsünler, Mira'ya nasıl hesap verecekler ?
Nefret cinayetleri politiktir, evet. Kurumların desteklediği bir olgudur içten içe. Bize fark ettirmemeye çalışırlar. Fakat düşünen beyinlerin zihninden eleyemeyeceği ‘’neden?’’ sorusunu bu yapılanmalara karşı bir duvar gibi öreceği gerçeği mevcuttur. Bugünkü otorite yolunu şaşırmıştır sayemizde. Kendi çelişkilerini saklayacak tüneller kazmaktan başka bir çareleri kalmadığını anlamıştır. Biz yeni nesiliz, kendi bağlamımızda bunun sonunu getirecek tabuları yıkacak, daha barışçıl bir şekilde, insanların değerlerine saygılı bir şekilde bizden sonraki nesile öğretecek olanlarız. İnsanların sadece iyi ve kötü olarak ayrıldığının bilinci ve farkındalığıyla yola çıkma umuduyla özgürlüğe koşanlardan olacağız.

Bu sözlerin açıklamasının bizim dünyamızdaki yansıması ve fenomeni bir eşcinselin, bir transseksüelin ve bir interseksin gözünde nedir? Bu sorunun yanıtları toplumsal değerlerimizin, sağlıksız bakış açısından değil; özgür bir dünyanın nasıl olması gerektiği hakkında düşünceler şekilde açıklanması gereken, nitekim defalarca üstüne vurgu yapılması, bir o kadar da yumuşak hassas davranılması gereken bir konudur. Bu cümleyi tekrar ederek, konu hakkında sorular sorarak bir muhafazakarın ve bir özgürlük aktivisti ve direnişçisinin gözündeki yorumlarını ortaya sermeye çalışacağız. Her şeyden önce bizim ülkemizde özellikle yapılan ayrımcılıkların ve ötekileştirilmelerin başını çeken bir konumda bulunur. LGBTİ’ler ve LGBTİ örgütleri. Çünkü geceleri sokaklarda görebilirsiniz LGBTİ’leri totaliter rejimlerin sağdıcı değillerdir, otorite ve diktatörlüğün yalakalığını yapmazlar. Insana değer verirler saygı gösterirler ve aynı zamanda kendileri de bu saygıyı görmek isterler. Birbirinin aynısı olmayan, para karşılığı cinsel hizmet vermek zorunda bırakılan bu insanlar diktatörlüğün, insanı insan gibi görmeyen farklılıklardan dolayı yeren diktatörlüğün en büyük tehdit edicileridir otoritenin gözleri önünde.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder