Bugün ülkemizde birçok homofobik, transfobik ve bunun türevleri şeklinde bir çok
konuyla birlikte nefret cinayetleri görüyoruz. Peki neden varlar? Bu gibi
örneklerin çoğullaştırılması neden istenir, konuya perspektifler getirirsek
kadınlara yönelik her türlü tecavüzde tecavüz gerçekleşmedi diye, ‘’yarım
kaldı’’ indirimi, eski sevgilisi olunca yapılan indirim, bağırmayınca ‘’rıza
göstermiş’’ indirimi, takım elbiseyle gelince "iyi hal" gibi
indirimler neden vardır?
Hangi düzlemden bakarsak bakalım, buradaki bir türün katliamı ve psikolojik yıkılışı vardır. Her şeyden önce bir düşünceye, fikre saygısızlık, farklı renkleri kabul etmeme bununla da kalmayıp bu düşüncenin arkasında duran, bu konumu paylaşan insanlara yönelik sadece nefret sonucu toplum değerlerine, hükümete ve diktatörlüğe özgürlük karşıtı fenomenlere sırtlarını dayayarak yaptıkları zalimce öldürme ve ruh sağlığını tehdit eylemi vardır.
İnsan varlığını yücelten sadece seçim dönemlerinde LGBTİ’ler hakkında haklar için yapılanları insani bulmayan, 'kanunlarla koruyacağız' diye söz veren kadınlara diğerlerinden daha fazla haklar verdiğini savunan bir otoriteden beklenebilir davranışlar mıdır öncelikle bunun sorgulanması lazım.
Bunlar birbirine tezat oluşturan gerçekliklerdir. Toplum yapısının ve normlarının kökünden sarsılması üzerinde kocaman bir depremin olması fakat kimsenin bunu dikkate alıp umursamamasıyla eşdeğerdir. Ses çıkarttıkça, onur yürüyüşleri arttıkça, LGBTİ varlığı olgusu yükseldikçe rahatsız olan bir politika yaratmıştır devlet, erkek egemen sistem.
Sizlerle geçtiğimiz günlerde üzerinden çok geçmemiş iki olayı kısa bir şekilde değerlendirmeye götürüyorum.
Hepimizin bildiği gibi Mehtap Zengin cinayetiyle… Cinayet diyorum ben buna çünkü ortada yenilgiyle mağlup olunan bir savaş vardır. Mehtabın ‘’Yapamadım, olduramadım, izin vermediler.’’ dediği saf ve masum hayalleriydi. Cümlesini tamamlamasına izin vermeyen yapılanmalar ona karşı psikolojik savaşını kazanmıştır. Çok bir şey değil insan gibi yaşamak istemişti o da; varlığıyla, kendi değerleriyle, kendini ortaya koyabilmeyi istemişti. Fakat izin vermediler.
Bir diğer cinayet Okyanusla… Onun da tek isteği kabul edilmekti. Fakat onu zalimce düşünceden yoksun bir şekilde yargıladılar. Çünkü topluma göre anormaldi onun bu normal durumu ve onun iç dünyasını bilmeyenler olsun, en kötüsü de kendi ailesi tarafından dışlanmıştı, ötekileştirilmişti. ‘’As kendini de kurtulalım artık.‘’ diyen, canından çok sevdiği babası kocaman bir Okyanusun kurumasına, çoraklaşmasına neden olmuştu. Sevgilinin bile gidemediği bir cenaze kaldı ortaya şimdi düşünsünler, Mira'ya nasıl hesap verecekler ?
Nefret cinayetleri politiktir, evet. Kurumların desteklediği bir olgudur içten içe. Bize fark ettirmemeye çalışırlar. Fakat düşünen beyinlerin zihninden eleyemeyeceği ‘’neden?’’ sorusunu bu yapılanmalara karşı bir duvar gibi öreceği gerçeği mevcuttur. Bugünkü otorite yolunu şaşırmıştır sayemizde. Kendi çelişkilerini saklayacak tüneller kazmaktan başka bir çareleri kalmadığını anlamıştır. Biz yeni nesiliz, kendi bağlamımızda bunun sonunu getirecek tabuları yıkacak, daha barışçıl bir şekilde, insanların değerlerine saygılı bir şekilde bizden sonraki nesile öğretecek olanlarız. İnsanların sadece iyi ve kötü olarak ayrıldığının bilinci ve farkındalığıyla yola çıkma umuduyla özgürlüğe koşanlardan olacağız.
Hangi düzlemden bakarsak bakalım, buradaki bir türün katliamı ve psikolojik yıkılışı vardır. Her şeyden önce bir düşünceye, fikre saygısızlık, farklı renkleri kabul etmeme bununla da kalmayıp bu düşüncenin arkasında duran, bu konumu paylaşan insanlara yönelik sadece nefret sonucu toplum değerlerine, hükümete ve diktatörlüğe özgürlük karşıtı fenomenlere sırtlarını dayayarak yaptıkları zalimce öldürme ve ruh sağlığını tehdit eylemi vardır.
İnsan varlığını yücelten sadece seçim dönemlerinde LGBTİ’ler hakkında haklar için yapılanları insani bulmayan, 'kanunlarla koruyacağız' diye söz veren kadınlara diğerlerinden daha fazla haklar verdiğini savunan bir otoriteden beklenebilir davranışlar mıdır öncelikle bunun sorgulanması lazım.
Bunlar birbirine tezat oluşturan gerçekliklerdir. Toplum yapısının ve normlarının kökünden sarsılması üzerinde kocaman bir depremin olması fakat kimsenin bunu dikkate alıp umursamamasıyla eşdeğerdir. Ses çıkarttıkça, onur yürüyüşleri arttıkça, LGBTİ varlığı olgusu yükseldikçe rahatsız olan bir politika yaratmıştır devlet, erkek egemen sistem.
Sizlerle geçtiğimiz günlerde üzerinden çok geçmemiş iki olayı kısa bir şekilde değerlendirmeye götürüyorum.
Hepimizin bildiği gibi Mehtap Zengin cinayetiyle… Cinayet diyorum ben buna çünkü ortada yenilgiyle mağlup olunan bir savaş vardır. Mehtabın ‘’Yapamadım, olduramadım, izin vermediler.’’ dediği saf ve masum hayalleriydi. Cümlesini tamamlamasına izin vermeyen yapılanmalar ona karşı psikolojik savaşını kazanmıştır. Çok bir şey değil insan gibi yaşamak istemişti o da; varlığıyla, kendi değerleriyle, kendini ortaya koyabilmeyi istemişti. Fakat izin vermediler.
Bir diğer cinayet Okyanusla… Onun da tek isteği kabul edilmekti. Fakat onu zalimce düşünceden yoksun bir şekilde yargıladılar. Çünkü topluma göre anormaldi onun bu normal durumu ve onun iç dünyasını bilmeyenler olsun, en kötüsü de kendi ailesi tarafından dışlanmıştı, ötekileştirilmişti. ‘’As kendini de kurtulalım artık.‘’ diyen, canından çok sevdiği babası kocaman bir Okyanusun kurumasına, çoraklaşmasına neden olmuştu. Sevgilinin bile gidemediği bir cenaze kaldı ortaya şimdi düşünsünler, Mira'ya nasıl hesap verecekler ?
Nefret cinayetleri politiktir, evet. Kurumların desteklediği bir olgudur içten içe. Bize fark ettirmemeye çalışırlar. Fakat düşünen beyinlerin zihninden eleyemeyeceği ‘’neden?’’ sorusunu bu yapılanmalara karşı bir duvar gibi öreceği gerçeği mevcuttur. Bugünkü otorite yolunu şaşırmıştır sayemizde. Kendi çelişkilerini saklayacak tüneller kazmaktan başka bir çareleri kalmadığını anlamıştır. Biz yeni nesiliz, kendi bağlamımızda bunun sonunu getirecek tabuları yıkacak, daha barışçıl bir şekilde, insanların değerlerine saygılı bir şekilde bizden sonraki nesile öğretecek olanlarız. İnsanların sadece iyi ve kötü olarak ayrıldığının bilinci ve farkındalığıyla yola çıkma umuduyla özgürlüğe koşanlardan olacağız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder