Kadına
yönelik şiddetin önlenebilmesi için 2012 yılında yürürlüğe giren yasa da kadını
koruyamadı. Yasaya sığınarak koruma isteyen kadın evine gönderilince; şiddet
2.5 kat artarak devam etti. 2011’de 121 olan kadın cinayeti sayısı 2014’te
294’ü buldu.
Kağıt üstünde kalan yasa hayata katiyen geçemedi. Keza korunmaya çalışan
kadınların ortak cümlesi de ‘Koruma kararı kâğıtta kalıyor’ oldu. Ölen
kadınların çantalarından koruma kararları çıktığı zaten malumumuz. Konunun
muhattabı olan polisler yasayı uygulamaya ayak diriyor. Polisin kadını eve
göndermeye yönelik geleneksel anlayış sürüyor. Hatta o kadar ki yakında
kendilerini barıştırma/kavuşturma kurumu ilân edecekler!
Kadınlar şiddet gördüklerinde polise gittiklerinde ‘Ben yetkili değilim.
Savcılığa veya Aile Mahkemesi’ne git.’ yanıtı alıyorlar. Daha vahimi başvuru
arttıkça polisin tepkisi bıkkınlık ve başından savma şeklinde oluyor. ‘Ölsen de
kurtulsak’ ifadesi kullanan polisler var. Mesela ‘Ölsen de kurtulsak’ dedikleri
Ferdane Çöl İzmir’de öldürüldü. Mesela Gebze’de Mehtap Bülbül boşanmaya
çalışırken kocası tarafından kaçırılıp, uzunca süre alıkoyulmuştu. Ailesi
karakolda ‘Telefon sinyallerinden bulamaz mısınız?’ deyince polis, ‘Siz çok
Arka Sokaklar dizisi izliyorsunuz.’ gibi gayri ciddi cevaplar verebiliyor.
Hayatta olan, koruma altındaki bir kadına ‘A4 kâğıdımızı bitiriyorsun, çok
geliyorsun.’ diyorlar yine aynı sistemin ürünleri. Çünkü meşru görüyorlar yahut
kadının boşanmaktansa eve, 'koca yanına' dönmesine aracı oluyorlar. Ne de olsa
kocası döver de sever de! Bu zihniyet ile şiddetin 2.5 katına çıkmasına
şaşmamak gerek!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder