22 Ağustos 2014 Cuma

Ezidi Kadınları

Savaşların hüküm sürdüğü bir coğrafyada kadın olmak ve insan kalabilmenin, insanca yaşayabilmenin sınırlarını zorlayan bir halk. Ezidi kadınları.
Militarizmin ateşten çemberine sıkışmış birer buz parçasına benzetebiliriz aslında orada yaşayan ve zulm gören kadınları. Pek tabii gerçek yaşamda da bir farkı yoktur bu benzetmenin aslında. Her gün binlerce Ezidi kadın, IŞID ‘in katliamlarına, tacizlerine hatta birer köle gibi satılmalarına maruz kalmakta. Her savaşta olduğu gibi militarizm kadına cinsel bir obje olarak değer biçmekte, ve onu olabildiğince bu anlamda kullanmaya çalışmaktadır. Çetelere direnen, bedenlerine, ruhen psikolojilerine yapılan bu saldırıyı hiçbir şekilde kabul etmeyen kimi kadının direnciniyse bir köşe başında katlederek susturmaya engellemeye çalışıyorlar. Savaşlar tabii ki bütün herkes için acımasızdır. Ancak kadınlar kadar parçalanan daha başka kimler vardır?
Çoğu defa savaşların en nihayi sonuçları olarak, bir kadının kucağında bebeğiyle yerlerde sürüklendiğine tanık oluyoruz. Bu kadar basit değil tabi ki. Gerek kadına toplumda biçilen rol gerek sistemin dayattığı formlar militarizmin kadını kendine bir oyuncak, ihtiyaçlarını gideren kişi olarak görmesine sebep oluyor. Yine bu duruma kadının çaresiz, biyolojik ve fizyolojik anlamda yetersiz ve güçsüz oluşunu bahane eden toplumsa, kadına edilen işkenceleri, tecavüzleri normal karşılamaktadır.
Oysa kadın sanıldığının aksine direnişin en büyük simgesi olmuştur. Tarihte örneklerine çok sık rastlayabiliyoruz. Yakın zamanda Rojava’da Gazze’de ve şimdilerde İŞİD e karşı duran bütün kadınların ortak özelliği direnişleri ve inançlarıdır.

“Bir kadın olarak benim ülkem yoktur.
Bir kadın olarak bir ülke de istemiyorum
Bir kadın olarak tüm dünya benim ülkemdir.”

Virginia Woolf’un da söylediği gibi biz kadının ne bir ülkeye, ne başka bir dine ne de feodal yapının dayattığı normlara ihtiyacı yoktur. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder